Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Sunuş

Mızraklı İlmihal’le ilk tanışıklığım çok hoş olmadı: Çocukluğun verdiği cesaretle ilmihal bilgilerimle biraz övündüğüm zamanlarda mahalle camimizin hocası bana, ilk bakışta zor gözükmeyen bazı sorular sordu. Bunlara mantıkî cevaplar vermeye çalıştım ama boşuna. Hoca çekmecesinden cildi ve yapraklan hayli eskimiş Osmanlıca küçücük bir kitap çıkardı ve önce ortadaki metinden sonra da sayfa kenarlarındaki ek bilgilerden okumaya başladı. Bana şiir gibi gelen, öğretici tarafı ve akılda kalma oranı çok yüksek bu bilgilerin Mızraklı ilmihal’de yer aldıklarını sonradan öğrendim.

Yıllar sonra Boğaz hattı vapurlarından birinde, bir akşamüstü İsmet Özel Bey’le, Müslüman okur-yazarların pek de bilmeden eski kültürel değerlere karşı kayıtsız ve tenkitçi bir tavır takınmalarının mantığı (belki de mantıksızlığı) üzerine konuşuyorduk. Şahit olunmuş ortak olaylardan biri Namık Kemal’in şiirinin değeri, diğeri de dudak bükülerek geçilen Mızraklı İlmihal’di.. Neticede karar verdik: Mızraklı İlmihal’i ben yayına hazırlayacaktım, Çıdam Yayınları da basacaktı.

İlk fırsatta bir Mızraklı ilmihal edindim ve yıllar sonra yeniden okudum. İtiraf edeyim, kitapta yer alan bilgi, zihniyet, bakış açısı ve dünya görüşünün Müslüman Türk halkı arasında sırf muhteva olarak değil kalıp olarak da günümüze kadar bu ölçüde yaşadığını görmekten hem etkilendim hem de hoşlandım. Bu topraklarda yaşayan insanların dînî-ahlâkî, sosyolojik ve siyasî davranışları üzerinde kafa yormak isteyenler için kitapta hayli malzeme var diyebilirim.

Mızraklı İlmihal Hz. Âdem’le/ilk insanla başlayıp ölümle/insanın bu dünyadan ayrılışıyla bitiyor. Bu aradaki konuların anlatılış tarzı modern anlamda metodik değildir. Bir bakıma Kur’an’ın meseleleri anlatış tarzına benzer bir yol izlenerek inançları, ibadetleri, ahlâk kurallarını vs. hayatın ayrılmaz ve bölünemez birer parçaları gibi içice, yanyana verme tarzı seçilmiştir. Klasik dönemde büyük kalabalıklara yönelik olarak düşünülen bütün kitaplarda olduğu gibi burada da “terğîb ve terhîb” yani okuyucuyu teşvik etmek/heveslendirmek veya sakındırmak/korkutmak için özel bir usûl ve ifade kullanıldığı görülecektir. Bunu -genellikle yapıldığı gibi- bir abartma görmek yerine hedefe ulaşmak için bilerek yapılan bir davranış olarak görmenin daha doğru olacağını sanıyorum.

Merhum Seyfettin Özeğe kataloguna göre ilk baskısı 1842’de yapılan (katalogda 1922’ye kadar yapılmış 26 basımın tanıtımı yapılıyor), halen de Osmanlıca baskıları devam eden Mızraklı İlmihal anonim bir eser mahiyetindedir. -Bir çok baskısının kenarında namazlar, dualar ve tasavvuf-ahlâkla ilgili küçük risaleler de yer almaktadır. Yazmalarına bakma imkânımız olmadığından telifinin tarihi hakkında kesin bir bilgiye ulaşamadık. Bununla beraber dili itibariyle ilk baskısından bir iki asır evvel yazıldığı tahmin edilebilir. Kesin olan şey Birgivî’den (Öl. 1573) sonra yazıldığıdır, çünkü kitapta Birgivî’ye atıflar bulunmaktadır.

Kitabı baskıya hazırlarken, -anlaşılması mümkün olduğu müddetçe- diline ve ifade biçimine dokunmamaya çalıştım. Az sayıdaki Arapça metinlerin tercümelerini aktarırken bazı kelime ve terkipler için parantez içinde karşılıklar verdim, yine parantez içinde bazı kelimeleri bugünkü kullanılışlarına göre tamamladım, bir kısım terimler için de dipnot şeklinde açıklamalar koydum. Metinde olmayan paragraf ve noktalama işaretleri gibi düzenlemeler yapılmıştır. Bununla beraber tabir yerinde ise bir “roman” gibi okunmasına mani olmamak için konu başlıkları koymayı tercih etmedim, yalnız arananın kolay bulunması için konu başlığı olabilecek kelime ve kısımların altını çizdim, (bunlar metinde siyah dizilmiştir).

Bugüne kadar okumadıysanız ilmihal bilgilerinizi bir de Mızraklı’dan okuyun. Hidayet ve başarı Yüce Allah’tandır.

Dergâh, 18 Ekim 1989 İsmail KARA

[ Geri Dön: Mızraklı İlmihal | Önsöz ]

Reklamlar

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: